18 Aralık 2009 ~ 0 Comments

Sahi, Türkiye’nin istediği neydi?

Sizlere bu yazıyı Kopenhag’dan değil Ankara’dan yazıyorum. Zirve sona yaklaşırken ve devlet başkanları düzeyinde toplantılarda çözümü “başka bahara” erteleyelim halet-i ruhiyesindeyken, ben de eve döndüm. Hayır, pes ettiğimizden değil, aksine IPCC Başkanı Dr. Pachauri’nin gençlikle diyalog toplantısında dediği gibi önce yereli değiştirmek ve örgütlemek için.

Biraz önce gazeteyi açtığımda Radikal’de şu başlığı gördüm: “Türkiye zirveden istediğini aldı“. Yazıyı okuyunca iklim müzakerelerini yürüten başmüzakerecimiz büyükelçi Mithat Rende’nin toplantılarda şeffaf ve tarafsız olamadığı için en başından beri eleştirilen ve nihayetinde COP15 başkanlığından istifa eden Danimarka eski iklim bakanı, taze AB iklim komiseri Connie Hedegaard ile görüşerek anlaşılması beklenen “taslak metne” Türkiye’nin özel şartlarını koymayı başardıklarını belirttiğini gördüm.

connie

Yani bunun Türkçesi şu: Türkiye, Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi “adil bir iklim rejiminde” yerini almak istiyor fakat bu adalete erişilebilmesi için sorumluluk almıyor. Dahası tek derdi finansman ve teknoloji transferiymiş gibi bir retorik izliyor. Sayın Rende, yine Radikal’e verdiği demeçte “Buradan bağlayıcı bir belge çıkmayacağına göre, bizim bir hedef açıklamamıza gerek yok” diye de eklemiş. Anlayacağınız imzalamayı 12 yıl ertelediğimiz BM İklim Değişikliği Cerceve Sözleşmesi ile Kyoto Protokolü gibi “özel ve güzel şartlarımız” ve “yalnız ve güzel ülke” olmamızdan kelli seneye kadar bir erteleyelim de sonrasına bakarız diye tercüme ediyorum ben bunu.

Evet, biliyoruz ki Türkiye kalkınmasına halen devam eden bir ülke olarak atmosferin kompozisyonunun değiştirilmesinde ABD, AB, Japonya, Avustralya, Kanada vb. gibi gelişmiş ülkelerin ve blokların sahip olduğu tarihsel sorumluluğu paylaşmıyor. Öte yandan Cin, Brezilya, Hindistan gibi yeni dünyanın büyük güçlerinin yanında duracak hızda artış gösteren bir seragazı salım trendine sahibiz. Brezilya lideri Lula’nın biraz önceki konuşmasında “Bu tartışmalardan bunaldım ve yoruldum, zaman harekete geçme vakti, biz aldığımız tek taraflı taahhütlerle zaten %36 azaltıma gidiyoruz, herkesin sorumluluk alması gerekir” dedikten sonra konuşan ABD lideri Obama’nın özeti “Gelişmekte olan ülkeler katılmazsa size %17′den fazla azaltım, uyum içinse para mara yok” şeklinde olan mesajının takip etmesi oldukça ironik. Evet, biliyoruz Obama umudu temsil ediyordu, Kopenhag’da ise “Bu metni alalım, elimiz boş dönmeyelim, hadi tarih yazın” diye bastırırken aslında 2 gün önce basına sızdığı gibi ortalama 3 derece bir sıcaklık artışı ve atmosferde 550 ppm‘de sabitlenecek bir ortak uzlaşıyı savunuyordu. Hatta öyle ki kararlılıkla “Bu işi bugün burada çözelim” derken daha iyisini  yapabileceklerinden bahsetmedi. Oysa biz Türkiye’den daha iyisini isteyebiliriz. Aynı Lesotho Başbakanı, Pathalite Mosislli’nin Kopenhag’dan yasal bağlayıcılığı olmayan bir uzlaşı çıkma ihtimaliyle dediği gibi “Burada yaşadığımız şey bir hayal kırıklığından daha fazlası”. Türkiye’nin bölgesinde siyasi ve ekonomik bir güç olma isteğinin farkında olarak iklim adaletine ulaşma konusunda da liderlik etmesini isterdik ama anlaşılan o ki “ortak fakat farklılaşmış sorumsuzluklarımız” adalet mefhumunu içermiyor.

Sayın başmüzakerecinin dediği gibi Türkiye, yerinden oynamayan koca bir kaya gibi durarak istediğini almış olabilir veya sadece harekete geçmeyi ertelemiş ve gecikmelerine bir gecikme daha eklemiş olabilir, bunu zaman gösterecek. Ama bir dakika durun ve düşünün, sizler Türkiye değil misiniz? Sizin istediğiniz ileri görüşlü, bağlayıcı ve adil bir anlaşma gerçekten bu mu? Türkiye’nin dünya nüfusuyla beraber, geleceğinin adil ve güvenli olmasını isteyen kuşaklarının istediği bu mu? Bizlere bunu sordular mı?

Hala ulusal stratejide “yerli” kömür ve nükleerden bahseden, cap’i olmayan trade sistemleriyle gönüllü karbon piyasaları aracılığıyla birilerinin ceplerini dolduran bir Türkiye mi bizim istediğimiz? COP15 boyunca iş dünyası hariç sivil toplumunu bir kez olsun üst düzey bir bilgilendirme/istişare toplantısı için davet etmeyen bir Türkiye mi?

Sahi, sizin Türkiye’nin COP15′ten eve getirmesini istediğiniz şey neydi?

Leave a Reply