17 Aralık 2009 ~ 0 Comments

Endonezya’nın tarihsel sorumluluğu Türkiye’den fazla mıdır?

Kopenhag’da tarihsel bir dönemeç olan toplantı devam ederken tarifoeihsel sorumluluktan bahsetmek gerçekten ayrı bir önem taşıyor. Toplantıda Salı gününden başlayarak hızlı bir şekilde sivil sesler azaldıkça ve devlet başkanları ve bakanlar Kopenhag’a varmaya başladıkça halının altına itilen tozlar daha da belirgin hale gelmeye başlıyor. Geçtiğimiz hafta 16000 sivil toplum delegesinin Salı günü 1000 kişiye Perşembeden itibaren de sadece 90 kişiye düşürülmesi, Tuvalu Başbakanının da  “Buraya şeffaf ve adil bir toplantı umarak geldik ama maalesef buradaki gerçeklik böyle değil” demecinde belirttiği gibi “şeffaflık ve adalet” kavramlarının içinin Danimarka topraklarında nasıl içinin boşaltıldığını gösteriyor. Kopenhag’daki herkesin alıntı yapmaktan hoşlandığı ünlü Hamlet dizesinde denildiği gibi: “Danimarka Krallığında kokuşmuş birşeyler var.”

Bu noktada Türkiye’nin geçen pazartesi açıklamaya çalıştığı ama pek de açıklayamadığı belirsiz ve taslak olmakta direnen pozisyonuna vurgu yapmakta fayda var. Uzun bir belirsizlik döneminden sonra iklim başmüzakerecisi olarak atanan Büyükelçi Mithat Rende’nin dün yaptığı: “Türkiye, gelişmiş ülkeler arasında yer almasına rağmen gelişmekte olan bir ülke. Herhangi bir azaltım hedefi açıklamayacağız.” açıklamasını da yukarıda bahsettiğim “şeffaflık ve adalet” kavramları eşliğinde değerlendirmek doğru olacaktır. Ozel kosullarına vurgu yaparak UNFCCC altında sürekli olarak kaçak oynayan Türkiye, bu anlamda Kopenhag sürecini de doğru okuyamıyor ve gereğini yaparak gerçekci hareket edemiyor. Türkiye’nin kişi başına 5.3 ton karbondioksit salınımıyla birlikte aynı listede yer aldığı gelişmiş OECD ülkelerinin altında olduğunun ve hızla gelişen bir ekonomisi ve artan nüfusu olduğunun bizler de farkındayız. Ama buna ek olarak Türkiye’nin 1990-2007 arası %119 oranında seragazı salım artışı yaptığının ve böyle giderse (ki böyle gelmiş böyle gider senaryosunun teknik adını referans senaryo koymuşlar) 2020′de artışı %301′e vuracak [yutaklar çıkarılarak] olan salımlarının da farkındayız ve bunu dillendirmekten çekinmiyoruz. Sayın büyükelçinin dillendirmediği şey sadece bu da değil: Türkiye’nin herhangi bir hedef almayacağını açıklarken Türkiye’nin, 12 yıllık bir gecikmeyle taraf olduğu Kyoto Protokolü’nün devamından mı yoksa tarafı olduğu gelişmiş OECD ülkelerinin istediği gibi öldürülmesinden mi taraf olmadığını da henüz bizlere açıklamış değil. Dahası Türkiye, Kyoto’nun kaymağı(!) denilebilecek karbon piyasalarından gelecek finansmandan faydalanmak için ellerini ovuştururken (ve en azından 2012′ye kadar buna uygun olacak bir yasal pozisyonu yokken), ne finansman ne teknoloji transferi konusunda kimin yanında duracağına dair herhangi bir renk vermiyor. Gelişmekte olan bir ülke olarak gelişmiş ülkelerin arasında ne işinin olduğundan ve orada neden durmakta ısrar ettiğini de bize samimiyetle anlatmıyor. G77 ve Çin’in yanında değil, OECD ülkelerinin yanında durmasını bir AB üyelik kozu olarak kullanmaya çalıştığından bizlere açıklıkla bahsetmiyor. Bu yüzden de maalesef tarihsel sorumluluğu değil de tarihsel sorumsuzluğunu yansıtıyor.

Türkiye’nin gelişmesini tamamlaması, halkına temiz/ucuz ve güvenli enerji sağlaması, temiz bir çevrede yaşama hakkına saygı göstermesi, gelecek kuşakların ve sesi çıkmayan en kırılgan kitlelerin haklarını savunması için fosil yakıtlarla büyümeye ihtiyacı yok. Uluslararası iklim adaletinin sağlanması için adil ve sürdürülebilir, gençlerin ve tüm halkın sesini dinleyerek harekete geçen bir iklim politikasına ihtiyacı var. Dün akşam geleceklerini, birkaç şirket CEO’suyla gelişmiş ülke liderlerinin bir sonraki veya en iyi ihtimalle iki sonraki seçimden başka birşey düşünmeyerek dillendirdikleri anlamsız politikalarına kurban etmeyeceklerini açıklayarak konferans merkezinden çıkmayı reddeden gençlerle birlikte durmaya ihtiyacı var. Ulusal iklim değişikyouth sit inliği strateji belgesinde güneş enerjisi yerine kömürden bahseden bir ülke olmayı, sürekli geç ve geride kalan bir ülke olmayı içimize sindiremiyoruz. Bunu, tüm dünyanın sesiyle birlikte liderlerimizin duymaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ulusal delegasyonundaki 88 kişi Kopenhag’a iklim turizmine değil, tarihin kırılma noktalarından birine imza atmaya gitti, hakkını verdiklerini görmek de bizim hakkımız.

2020′de Israil referans senaryosundan %20, finansman sağlandığı takdirde Meksika %30, kalkınma göstergeleri Türkiye’nin çok daha altında olan Endonezya bile %41 azaltım hedefi açıklarken Türkiye’nin tarihsel sorumluluğumuz yok diyerek ıslanmamak için denizden kaçan çocuk misali yerinden hareket etmeme politikası izleme sorumsuzluğu yapmaya hakkı yok.  Ortada bir sorumluluk yoksa sorumsuzluk var demektir ve tüm Dünya ile birlikte Türkiye’nin gelecek kuşakları da bunun hesabını soracaktır. Cumhurbaşkanımızın liderler zirvesinde konuşma yapmak üzere Kopenhag’a vardığı saatlerle bunu dikkatle okumakta fayda var. Bizlere ulusal strateji belgesi adına kontrolsüz gönüllü karbon piyasalarının faydalarından(!) bahsetmek yerine hemen şimdi yenilenebilir enerjileri teşvik edecek sübvansiyonları ve referans senaryosundan 2020 itibariyle %30 azaltım sağlayacak bir iklim paketini yürürlüğe sokabilirsiniz.

Vandana Shiva’nın Klimaforum’da dediği gibi “Hükümetler uyursa, halklar ayağa kalkar”. Lütfen, ya liderlik edin, ya yoldan çekilin.

Leave a Reply